Arkadaşımın Oğlu…

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Arkadaşımın Oğlu…
Arkadaşım Selim’i çocukluğundan beri tanıyordum, aynı mahallede büyümüş, aynı gün sünnet olmuş, aynı okula gitmiş, hatta tesadüfen aynı yerde askerlik yapmıştık. Zaman içinde adeta kardeş gibi olmuştuk Selim’le. Neredeyse peş peşe evlendik, o sarışın, yeşil gözlü, peri kızı gibi bir hatunu kaçırıp evlendi. Beni de biraz iri yarı bir tip olduğumdan, görücü usulü çirkin ve benden yaşça büyük bir kadınla evlendirdiler. Neyse ki benim cadı karı daha ilk doğumunda sakat doğan bebeğiyle birlikte can verdi. Ondan sonra da bir daha evlenmek nasip kısmet olmadı, kendimi işime verdim. Selim’in evi benim evim gibiydi, canım ne zaman sıkılsa soluğu o evde alıyordum. Eşi Halime de kızkardeşim gibiydi, bir kere olsun “Bu adam neden sürekli bizim eve geliyor”, dememiştir. Her gittiğimde de izzet-i ikramda kusur etmez, evde ne var ne yok sofraya koyardı. Ne var ki o da fazla yaşamadı, hayatında hiç sigara kullanmadığı halde akciğer kanserinden gitti, toprağı bol olsun. Fakat geriye dünya güzeli sarışın, beyaz tenli, annesi gibi yeşil gözlü bir periler padişahı bırakmıştı. Cevdet, annesi öldüğünde henüz altı yaşındaydı. O günden sonra Cevdet’e Selim’le ikimiz babalık etmeye başladık. Bazı geceler Selim’le rakı sofrası kurar, sabahlara kadar içip muhabbet eder, eski güzel anıları yad ettikçe gözlerimiz yaşlanırdı. Cevdet emziğini değil de benim dolma parmaklarımı emerdi bebekken, onun bu hallerine gülerdik babasıyla. Cevdet kimi zaman babasının, kimi zaman da benim kucağımda uyuyakalırdı. Onu götürüp yatağına yatırdığımda uykusunda seyretmeye doyamazdım, çok güzel bir oğlan çocuğuydu. Yıllar geçtikçe daha da yakışıklı olacaktı kerata.

Derken Selim de fazla sürmedi, bu dünyadan ötekine göçtü ve geriye Cevdet’le ben kaldık. Selim’in bir ablası vardı ama o da çocuğu almak istemiyordu çünkü yıllar önce hırsızın tekiyle evlenmesini istemeyen abisi ile görüşmeyi kesmişti, paragöz eşi de evde bir çocuk daha bakmak istemiyordu. O güzel çocuk yetimhanede büyüyecekti onlara bıraksalar. Cevdet’i hemen nüfusuma aldım, ki zaten beni baba gibi biliyordu, ona Selim’in yokluğunu aratmadım. “Bundan sonra anca beraber, kanca beraber, sen benim de oğlumsun Cevdet”, dedim. Böylece on iki yaşından itibaren Cevdet’e babasının eksikliği hissettirmemek için ne gerekiyorsa yaptım. Artık büyümüş delikanlı olmuştu, onun yaşında bize artık çocuk gözüyle bakmazlardı ama o benim gözümde hala o küçük yatağında mışıl mışıl uyuyan bir bebekti. Artık Selim de olmadığından tek başıma içiyordum, Selim için de masaya bir tabak ve bardak koyardım her zaman. Bir gün Cevdet oturdu karşıma, beraber içtik, kah güldük, kah ağladık, farkında bile değildim ama alkolün etkisiyle öyle duygusallaşmıştım ki oğlanı kucaklayıp kucaklayıp öpüyor, öpmeye doyamıyordum. O da bana karşı koymuyordu hiç. Her zaman uysal bir çocuktu, hiçbir zaman hiçbir isteğime “hayır” demezdi.

O gece yatağıma nasıl gittiğimizi hatırlamıyorum ama uyandığımda ikimiz de çırılçıplak yatıyorduk yatakta. Cevdet’in kafası göbeğimin üzerindeydi, eli ise benim mantar başlı aleti kavramıştı. Başımdan aşağı kaynar sular inmiş gibiydi, kıpkırmızı olmuştum utançtan. Ona banyo yaptırırken beni çok çıplak görmüştü ama hiç böyle bir şey olmamıştı aramızda. Onu uyandırmadan yataktan kalkmaya çalıştırken aletimi ağzına aldığını hissettim. Dişlerimi, yumruklarımı sıktım, “Ben ne yaptım Allahım”, diye düşünüyordum. Ona ne kızabilir, ne de bağırabilirdim. O bana kardeşim Selim’in emanetiydi. Bir süre sonra emmeyi bırakır diye düşünerek hareketsiz kaldım, oysa Cevdet mantarın suyunu akıtana kadar devam etti emmeye. Kendimi ne kadar sıktıysam da aldığım zevkin tarifi yoktu, birden dölleri attırmaya başladım oğlanın ağzına. Cevdet’in tiksintiyle emmeyi bırakacağını düşünürken, onun yutkunduğunu işitiyordum. Döllerimi yuttuğuna inanamıyordum. O anda benim yumurtalarda ne kadar döl varsa hepsini attırmak istiyordum Cevdet’in iştahla emen ağzına. Bir süre sonra doğrulup ağzını sildi ve yataktan kalkıp kendi odasına gitti usulca. Ben uyuyormuş gibi yapıyordum. Ortalık sessizleştiğinde kalkıp üstümü giyip çıktım evden. Atölyede işe verdim kendimi, unutmaya çalışıyordum.

Akşam eve geç bir vakitte döndüğümde “Murat amca nerede kaldın, seni çok merak ettim”, diyerek sarıldı bana Cevdet. Bir anda yeniden sabah ağzını nasıl siktiğimi hatırlayarak kahroldum çünkü mantar başlı yeniden kalkmaya başlamıştı. Tam onu omuzlarından tutup kendimden uzaklaştıracakken Cevdet bir anda aletimi pantolonumdan çıkarıp emmeye başladı. Onu itmek istedim ama yapamadım. Tokatlamak istedim yine olmadı. Mutluluk içinde gözlerimin içine bakıp gülümsüyordu emerken. Gözlerimi kapatıp onun sarı kafasını koca ellerimin arasına aldım, saçlarını okşuyordum, benim taş gibi olmuş etli mantar ağzını dolduruyordu. Bazen aletin kafası boğazına oturuyordu ve nefes alamadığı için geri çıkarıyordu. Bazen de mantarın zevk suyunu yutabilmek için hafifçe ısırıyordu aletin sapını. Keşke aletimi kökünden ısırıp koparsa da yutsa diye düşünüyordum, belki o zaman bu bir daha tekrarlanmazdı bu rezalet. Bir anda yeniden döllerimi attırmaya başlamıştım ağzına. Ellerimle kafasını tutup gırtlağına kökledim tıpkı bir boğa gibi. Gırtlağının aletin kafasını ezip sıkıştırarak adeta onu inek sağar gibi sağdığını hissediyordum. Öğürdüğünü duyunca birden kendime geldim. Gözlerimi açıp yüzüne baktığımda kızarmış gözlerinden süzülen yaşları gördüm. Eğilip durmadan ıslak yanaklarını öperek, bebek yüzünü okşayarak “Beni affet nolursun Cevdetim”, diyordum. Yüzüme bakıp gülümsedi. “Bir an nefes alamadım sadece, korkma Murat amca”, dedi. “Ama hepsini yuttum…”

Cevdet’e “Bunu bir daha yapmayalım”, diyebildim sadece. Her zamanki uysallığıyla “Özür dilerim, tamam yapmayız Murat amca”, dedi. “Tamam, tamam, sen de beni affet, bu konu kapandı. hadi git de derslerine çalış”, dedim. O geceden sonra odamın kapısını kilitleyerek uyumaya karar verdim çünkü önceki gün gibi bir durumla karşılaşmak istemiyordum. Bir daha evde de alkol almamaya karar verdim. Olup bitenlerin Cevdet’le aramızı bozacağını düşünüyordum bir yandan. Öte yandan da yaşananlar aklımdan çıkmıyordu. Cevdet o günden sonra daha suskundu, mutsuz görünüyordu. Onu cezalandırdığımı düşünmesin diye bir gün atladık beraber gölete balık tutmaya gittik. Orada epeyce vakit geçirdik, derken oğlanın yeşil gözlerinin üzerimde dolaştığının farkına vardım. Sürekli benim mantar başlıyı yokluyordu. O anda öfkeme yenildim, tokatı patlattım yüzüne. Yüzü kıpkırmızı oldu, gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Gariptir öfkemi alamadığımı hissediyordum, elimi bir kez daha kaldırdım vurmak için, gözlerimin içine baktı, elimi yakaladı havada ve dudaklarına götürüp öptü. Gözleri içlerinde sanki yıldızlar varmış gibi ışıl ışıldı. “Özür dilerim Murat amca”, diyip duruyordu parmaklarımı öperken. Birden işaret parmağımı ağzına götürdü. “Ne yapıyorsun?” demeye kalmadı emmeye başladı. Ne yapacağımı şaşırmıştım, benim mantar başlı pantolonu zorluyordu.

Elinden tuttuğum gibi arabaya soktum Cevdet’i. Arabayı çalıştırıp eve döneceğimizi sanıyordum, ama birden pantolonumun kemerini çözüp mantar başlıyı dışarı saldım. “Madem bunu istiyorsun, al bakalım!”, diyerek ensesinden tuttuğum gibi Cevdet’in kafasını kucağıma bastırdım. Etrafta kimse yoktu ama ya bir gören olursa diye de düşünmedim değil. Oğlan iki eliyle tutmuş büyük bir iştahla emiyordu aletimi. Elim doğruca oğlanın şortunu sıyırıp iri bir şeftaliye benzeyen götünü okşamaya başlamıştı. Az önce emdiği parmağım götünün deliğinin üzerindeydi. Diğer elimle saçlarından tuttuğum Cevdet yumurtalarımı yalayıp sömürüyordu. Parmağım deliğine girip çıkmaya başlarken Cevdet mantarın başının kenarlarını acıtmadan dişliyor, beni daha da azdırıyordu. Birden oğlanı kucakladığım gibi tersten kucağıma aldım, aletin kafası iri olduğu için deliğine girmiyordu. Aletimin ıslak başı deliğinin üzerinden kayarak iki bacağının arasına daldı. Cevdet bacaklarımın arasında, aletim de onun bacaklarının arasındaydı. Kucağımda hoplamaya başladıkça aletimin başı deliğine sürte sürte bacaklarının arasına dalıp dalıp çıkıyordu. Cevdet zevkten inliyordu, küçük pipisi de kalkmıştı. Tişörtünü sıyırıp sırtını, omuzlarını öpüyordum o bacaklarının arasında aletimi kıstırırken. “Geliyor!”, dediğim anda hızlıca doğrulup yeniden mantarı ağzına aldı oğlan. Müthiş bir patlamayla boşaldım. Cevdet’in yüzü gözü dölle kaplanmıştı. Aletimi diliyle temizledikten sonra parmaklarıyla döllerimi sıyırıp ağzına itiyordu.

Pantolonumu çekip arabadan dışarı çıktım, gidip bir çalılığın arkasında işeyecektim. Bir yer bulup aleti çıkardım, tam işeyecekken Cevdet aletimi kavradı. “Yetmedi ulan piç?!”, dedim sinirle, bir tokat daha patlattım. “Çişini yaparken aletini tutmak istiyorum Murat amca”, dedi. Öyle sıkışmıştım ki birden işemeye başladım. Cevdet bir anda hamle yaparak mantarın kafasını ağzına aldı işerken. Elim ensesinde kenetlenmiş halde büyük bir hevesle içiyor, ağzı doldukça yutuyordu. Daha önce hiç yaşamadığım değişik bir zevk dalgası yayıldı bedenime. İşemem bittiğinde son damlaları diliyle toplayıp dudaklarını yaladı. Arabaya döndük, “İbne misin sen Cevdet?”, dedim. “Ne zamandır böyle bu? Ben ne yapacağım seninle?”, dedim. Cevdet sakince bana kendini bildi bileli hep içinde bunu hissettiğini söyledi. Meğer uzun zamandır bunları yapmak istiyormuş ama benim vereceğim tepk**en korkuyormuş. Beraber içtiğimiz akşam da beni yatağa götürüp üzerimdekileri çıkarıp, kendi de soyunup koynuma girmiş. Ben sızmış uyurken pazularımı, koltuk altlarımı, göğüs uçlarımı ve ayaklarımı bile yalamış ama aletimi yalamaya cesaret edememiş. Uyanmamı beklemiş göbeğime kafasını koyup…

“Demek benim uyanık olduğumu biliyordun”, dedim. Başını evet anlamında salladı gülümseyerek. “Beni dövüp öldürseydin de artık umurumda değildi çünkü ben de böyle olmak istemedim, yaradılışım böyle. İçimde bu istek hep oldu ve olacak”, diyordu. “Peki baban Selim? O biliyor muydu? Onunla da yaptın mı bunu?” diye sordum. “Hayır, babamla yapmak asla aklımdan bile geçmedi. Ben seni gördüğüm andan beri hep seninmişim gibi hissettim Murat amca”, dedi. Dediğine göre başka kimseyle de bir şey yapmamıştı ve yapmak da istemediğini söylüyordu. Benim telefonumdan internette ibne pornoları bulup izlemiş kerata, ama ben anlamayayım diye silmiş. Bu yaptıklarını da o videolardan öğrenmiş. “Murat amca, bu hep ikimizin arasında kalacak sana söz veriyorum. Başka da kimse olmayacak. Ama lütfen beni kovup sokağa atma, gidebileceğim hiçbir yer yok”, dedi. O anda ikimiz de ağlıyorduk. Cevdet bana sarılınca, ben de dayanamadım sarıldım ona. “Sen bana babanın emanetisin, seni asla bırakmam”, dedim. İşte o günden sonra Cevdet’le daha da yakınlaştık. Mahallede herkes bizi birbirine çok düşkün baba oğul olarak biliyor oysa biz evde de, benim atölyede de baş başa kaldığımızda çılgınlar gibi sikişiyoruz. Cevdet artık mantar başlıyı içine de alabiliyor. Karı kızdan yana şansı olmayan benim gibi erkekler için daha güzel bir yaşantı yok bana sorarsanız. İşte bu da bizim hikayemiz…

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir