Dayım 4

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Dayım 4
Dayım ve annemle beraber sevişip uyuduğumuz o gecenin sabahı geç saatte bir sarsıntıyla uyandım. Ah, bizimkiler uyanmışlardı bile ve sabah seksi yapıyorlardı. Annem altta yatan dayımın üzerine çıkmış, tüm hızıyla zıplayıp duruyordu. Dudaklarını ısırıyordu zevkten… Gözleri yarı kapalı, kendinden geçmiş vaziyetteydi.

Dayım başını yana çevirdi ve benim uyandığımı, onları izlediğimi görünce gülümseyip elini uzattı çağırır gibi… Çarşafın üzerinde kayarak uzandım. Dudaklarından öptüm dayımı… Saçlarımı bileğine dolayıp kendine çekti sımsıkı, göğsüne bastırdı… Yercesine öpmeye başladı. Memelerim eziliyordu göğsünde… Dayımın haşin öpüşü, yukarıdan inip kalktıkça üzerinde zıpladığı sikin verdiği zevke kapılan annemin inlemeleri, minik feryatları ateşlendirdi beni yine…

Dudaklarımı koparırcasına dayımın dudaklarından ayırıp başımı çevirdim. İki bedenin birleşip ayrıldığı noktaya diktim gözümü… Çok güzel görünüyordu. Annemin tüysüz kadınlığının dudakları aralanmış, klitorisinin pembe pembe kabardığını görebiliyordum. Islaktı…

Yukarıya kadar, sikin başına kadar yükseliyor, titreyerek bir an durduktan sonra tekrar yavaş yavaş gömülüyordu, dayımın kalın siki annemin pembecik amının içinde yara yara kayboluyordu. İçinden sular akıyor, dayımın erkekliğini, kasıklarındaki siyah kılları ıslatıyordu.

Daha rahat izleyebilmek için kendimi yukarıya çektim. Dayımın başına yasladığım göğsümün ucu dayımın dudaklarına denk gelmişti. O da fırsatı kaçırmadı. Meme ucumu emmeye başladı. Bir yandan ellerini uzatmış, annemin memelerini oğuşturuyor, uçlarını sıkıyordu.

Daha fazla dayanamayan annemin inlemeleri arttı, inip kalkmalarının şiddeti çoğaldı. Dayım da beni bırakıp kalktı, annemi çevirip yatakta domalttı. Poposunu kaldırıp heyecan ve sabırsızlıkla bekleyen annemin arkasından giriverdi. Dizleri titreyen annemi becermeye başladı sert hareketlerle… Sonunda boşaldı annem… Kendini yatağa bıraktığında hala titriyor, kasılmaları devam ediyordu.

Dayım da kendini yatağa attı. Boşalmamıştı. Siki dimdik, mor şapkasıyla peri bacası gibi dikilmiş, tavana bakıyordu ıslak ıslak… Elimi uzatıp okşadım annemin amından çıkan güzel sikini…

Haksızlık bu diye düşündüm. Beni yataklarında tad verici, iştahlandırıcı bir baharat, ana yemeğin yanında bir lezzet verici bir garnitür, resmin arkasında derinlik kazandıran bir fon gibi görüyorlardı. Kullanıyorlardı beni… Kendileri doyasıya seks yaptıkları halde, ben sadece oralla yetinmek zorunda kalıyordum. Hırsla,

“Ben de istiyorum” dedim bir anda…

Birbirlerine baktılar önce, sonra bana çevirdiler bakışlarını, anneme “Yalanıp durmaktan bıktım. Ben de içime istiyorum bunu… Senin tattığın zevki ben de yaşamak istiyorum.” Annem,

“Beğendin mi yaptığını Levent?” dedi. “Sana Gül’ü bu işe karıştırmayalım demiştim.” Dayım sabırla gülümsedi,

“Artık çok geç abla…” dedi. “Artık karıştırmaması mı var? Kızın görmediği şey kalmadı. İki kardeş, kızının yanında sikiştik, o bana, ben ona oral seks yaptık. Bir tek içine girmem mi kaldı sorun olarak?’

“Onlar başka… Bir nevi seks dersi verdik biz ona… Öğretmen gibi, deneyimli ustalar gibi… Ama içine girmek? Yeğeninin kızlığını mı bozacaksın? Sikecek misin onu? Asla… Benim minik kızım o… Sen de benim için kocamsın. Onu sikmene, hele benim yanımda, asla izin veremem.”

Annemin sesi gitgide hırçınlaşıyordu. Bir anda anlamıştım nedenini… O sesindeki hırçınlık kendini ele vermişti. Kızı da olsam, kıskanıyordu beni kardeşinden… Beni sikmesini istemiyordu. Yataktan kalktım. Çırılçıplak, yatağın ayakucunda ellerimi belime koyup ikisine de kafa tuttum,

“Ne farkı var ikisinin arasında anne, anlayamıyorum. Sonuçta ensest ilişki sizin yaşadığınız… Dayım seni, biricik ablasını sikiyor işte… Yeğenini sikmesinin ne zararı var? Çok istiyorum, anla beni… Zamanı geldi artık… O zevki ben de tatmalıyım… Ne olur annecim… Lütfen dayı…”

“Hayır…” diyerek başını iki yana salladı annem… “Dayınla olmaz. İzin veremem.”

“Peki, öyle olsun…” Sinirle gidip dolaptaki eşyalarımın arasından bikinilerimi bulup birini üstüme geçirdim.

“Ben yüzmeye gidiyorum. Madem dayım olmuyor, ben de beni sikecek, o zevki yaşatacak birini bulurum elbet… Siz sevişmenize devam edin, bana çok gördüğünüz yasak ilişkinizin tadını çıkarın…”

Kapıyı çarpıp çıktım. Gözlerim dolmuştu sinirden… Hızla yürüdüm, deniz kenarına indim. Kendimi suya attım. Sabahın o saatinde soğuktu deniz suyu, irkildim ama yüzmeye devam ettim. Sürekli kulaç atıyordum hırsımdan… Epey açıldığımı neden sonra fark ettim. Şezlonglarda yatan, denize girip çıkan insanlar ufacık görünüyordu. Dalgalar biraz yükselmiş miydi ne?

Geri dönmeye karar verdim. Bu kez karaya doğru yüzmeye başladım. Daha doğrusu yüzmeye çalıştım. Kulaç attıkça yerimde sayıyordum. Sanki bir güç açığa doğru çekiyordu beni… Olamaz… Tekrar çabaladım. Tekrar… Gücüm tükenmeye, nefesim kesilmeye başladı. Paniğe kapıldım. Sonra bacağımda müthiş bir sızı, bir kasılma… Kramp…

Bir bu eksikti diye geçirdim içimden… Gücümün kalan son zerresiyle “İmdat” diye bağırdığımı hatırlıyorum hayal meyal… Sonra suya batmaya başladım. Gözümün önünden kısa yaşamım, annem, dayım, yaşadıklarım, bir film sahnesi gibi, ağır çekim geçiyorlardı. Işık, deniz yüzeyindeki güneş ışığı uzaklaşmaya başladı benden. Uğraştım, yukarıya çıkmak istedim. Sonra kendimi kaybedip yavaş yavaş dibe süzülmek üzereyken bir kolun beni çektiğini hissettim…

Tam o deyimdeki gibi, yılana sarılır gibi sarıldım o kola ve sahibine… Yarı baygın beni yüzeye çeken o güçlü kollar sımsıkı sarıldı bana, suyun üzerinde tuttu. Sonra yanımızdaki bembeyaz, pırıl pırıl parlayan teknenin farkına vardım. Bir süre teknenin yanında tutunup kendime gelene kadar bekledik. Bir süre sonra onun yardımıyla tekneye çıktım. Nefes nefeseydim. Lüks teknenin uzun deri koltuğuna uzunlamasına serildim kaldım. Kurtarıcım üzerime eğilmiş,

“İyi misiniz?” diye soruyordu.

Dişlerim birbirine çarpıyor, titriyordum. Soğuk deniz suyunun içinden çıkmıştım ve şok geçiriyordum. Az buz değil, ölümden dönmüştüm. O, olmasaydı şu anda suyun dibinde boğulmuş olacaktım. Ellerim, dudaklarım titreyerek konuşmaya çalıştım. Durumumu anladı ve uzun koltukta yanıma uzanarak beni kollarıyla, bacaklarıyla ahtapot gibi sardı, kendine bastırdı.

“Tamam, hiç konuşmaya çalışma. Şimdi kendine gelirsin. Aksi gibi teknede hiç örtü falan da yok…” diyerek beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

Sert hatlı yakışıklı yüzünü, yanık tenini fark edebildim o anda… Deniz gibi mavi gözleri endişe dolu, telaşla bakıyordu bana… Vücudunun ağırlığını bana bastırıyor, benim üşüyen, titreyen gövdeme kendi alev sıcaklığını geçirmek için çalışıyordu. Bu arada elleri bacaklarımda, belimde, sırtımda, omuzlarımda hızlı hızlı dolaşıyor, kan akışını sağlayıp ısınmamı sağlıyordu.

Büyük bir memnuniyetle sarılıp sıcaklığını hissetmeye çalıştım. Biraz sonra kendime gelmiştim dediği gibi… Titremelerim azalınca ıslak saçlarımı geriye atıp gözlerime baktı o deniz gözleriyle,

“Sanırım gidebiliriz artık, biraz kendine geldin gibi…” dedi.

Rahatsız olmuş gibi, çekilmek ister gibi tedirgindi sesi… Bana yapışmış bedeninden mayosunun önündeki sertliği hissedince tedirginliğinin nedenini anladım. Kaslı kollarının arasında denizden aldığı minicik bikinili güzelin çıplak bedeni vardı ve penisi otomatik olarak kan dolmuş olmalıydı. O halimle erkeği böylesine etkileyebilmek hoşuma gitti, şımarıkça nazlandım,

“Lütfen, biraz daha kalabilir miyiz? ”

Minnetle baktım o gözlere, aralık duran dudaklarına… Bedenime yapışmış duran kaslı vücudundan yayılan sıcaklık içimi ısıtmıştı ve o sıcaklık kaynama noktasına yaklaşıyordu artık… Önündeki sertlik de cabası… Neden yaptığımı hala bilemiyorum, dayanamadım, uzanıp bir öpücük kondurdum o dudaklara,

“Teşekkür ederim…” diye fısıldadım. “Hayatımı kurtardın…” Gözlerinde bir anlayış, bir gülümseme, biraz şaşkınlık,

“Ne demek, görevim…” dedi. “Otelin cankurtaran şefiyim. ”

Beni saran kaslı güçlü kolların arasında, boğum boğum kaslı sert erkek bedenin ağırlığı altında mutluluk ve yaşama sevinciyle doldu içim…

“Görevin ya da değil, sen olmasaydın şu anda boğulmuştum. Canımı sana borçluyum.” dedim. Dudaklarını tekrar öptüm. Bu kez uzunca… Bıraktığımda deniz gözlerde fırtına kopmuştu. Bana bakıyordu, dudaklarıma, gözlerime… Öksürüp boğazını temizledi,

“Şey, denizden yeni kurtuldun, şok geçiriyorsun. Bunu yapmak zorunda değilsin.”

“Şok geçti. Beni kurtardın, ısıttın. Şu anda sana minnet duygum var sadece…”

Boynuna sarıldım bu kez, öpmeye başladım. Bu kez o da dayanamayıp bana katıldı. Dudaklarımız birbirini ezmeye, hırsla emişmeye başladık. Uzun uzun öpüştük. Onun da, benim de ateşimiz gittikçe artıyordu.

Eli alışkın bir biçimde sırtıma uzandı, bikinimin fiyongunu buldu parmaklarıyla, bağcığını çözüverdi. Göğsümü sıkan bikininin ince kumaşın baskısından kurtulan iri memelerim kabarmış uçlarıyla meydana çıkıverdiler. Hayranlıkla baktı bir an,

“Ohh, öyle güzel ki…” dedi nefesini koyverdi. “Dün gece yemekte gördüm seni, nefesim kesildi. Denize inmeni sabırsızla bekledim. Güzelliğini izlemek, olursa kendimi sana gösterebilmek için… Ama şu işe bak… Şu anda kollarımdasın…” Elini araya uzatıp incitmekten korkar gibi okşadı memelerimi… Kıvrandım.

“Dudakların gibi göğüslerinde de deniz tadı mı var acaba, ne dersin?” dedi uçlarını parmaklarının arasında ezerken… Elektrik çarpmış gibi oldum, şehvetle gerindim kollarının arasında… Aralanan dudaklarımdan bir inilti koptu,

“Ohhh… Bilmiyorum. Tadına baksana…” diyebildim.

Eğildi, ucuna bir öpücük kondurdu. Sonra diğerini öptü. Öperken dilinin sıcaklığını hissettim. Islaklığını… Dokundurup çekiyor, beni zevkten inletiyordu. Bir birisiyle ilgileniyor, bir diğerine geçiyordu. Elleriyle memelerimi okşayıp avuçlarken, dudaklarının arasına alıp emdi uçları. Uzun sarı saçlarından tutup yay gibi gerildim, başımı arkaya attım, kıvrandım.

“Ohhh…” diye inliyordum sürekli… Elinin biri memelerimi bırakıp aşağılara indi okşaya okşaya… Bikini altında, üçgenimi zorlukla örten minicik kumaşın üzerinde dolaştı parmaklar… Tutup sıktı. Zevk tavan yapmıştı, ıslandığımı hissedebiliyordum. Aynı anda göğüslerimi emerken, bikini altına giren parmaklar o ıslaklığı okşadı, kaygan kaygan klitorisimde dolaştı.

“Aaahhh…” diye bir çığlık koptu benden… “Harika…” diye inledim. Elini çıkarıp parmaklarını bana gösterdi. Zevk suyumdan ıslanmıştı parmakları… Ağzına götürüp dilini göstere göstere yaladı onları…

“Çok tatlıymış…” dedi beni baştan çıkarmak, delirtmek ister gibi… İnledim,

“Peki, oramda deniz tadı yok mu? Tadına bakmayacak mısın?” diye kıvrandım işveli işveli… Güldü,

“Bakmamı ister misin? Dilimin ucuyla şöyle bir bakabilirim…” dedi.

“Ohhh… Evet… İstiyorum… Dilini istiyorum.” Diye kıvrandım. Elimi uzatıp mayosunun üzerinden sertliğini avuçladım. Bu kez inleme sırası ondaydı.

“Ama sen bana bakarken, ben de senin tadına bakmak istiyorum.” Elimi mayosunun içine sokup sopa gibi olmuş, bana batıp duran sertliğini parmaklarımın arasında sıktım. İkiye katlandı sanki,

“Mmmm… Çok hızlısın. İsteklisin bakıyorum güzelim…” dedi. Sikini okşayarak mayonun içinden çıkarmaya çalışırken, şehvet dolu sesimle,

“Şikayetçi misin yoksa?” dedim. Anlaşılan bakire olduğumu gizlemem gerekecekti. Elimi tuttu,

“Değilim ama, rahatsızım.” Başını kaldırıp otele doğru, otelin önlerinde müşterileri eğlendirmek için dolaşıp duran diğer teknelere baktı.

“Her an biri gelebilir. Şimdiye kadar gelmemeleri mucize…” Gözlerimin içine baktı, “İşimden olmak istemiyorum. Ne dersin prenses? Bunu daha sakin bir yerde yapalım mı?”

Oyuncağı alınmış çocuk gibi dudaklarımı büzdüm. Öyle istiyordum ki onu… Fakat doğru söylüyordu. Dalga yoktu ama bu kadar açıkta emniyette değildik gerçekten… Her an biri gelebilir, her an otelden biri tekneyi merak edebilir, bizimkiler beni aramaya çıkabilirdi.

Sessizliğimi evet olarak algılayan deniz gözlü gülümsedi, bana sarılmaya devam ederek doğruldu, elini uzatıp motoru çalıştırdı. Gürleyen motorun ileri hareketiyle sarsıldık, kıyıya doğru ilerlemeye başladık. Bikinimin üstünü giyip kendime çeki düzen verdim, deniz gözlümün yanına oturdum, beline sarıldım.

“Adım Metin bu arada…” dedi sesini duyurmaya çalışarak… Doğru ya, adını bile bilmiyordum adamın…

“Ben de Gül… Hayatımı sana borçluyum”

“İk**e bir bunu söyleyip durma. Seni öyle bırakacak halim yoktu ya…” dedi gülerek. İçim ısındı onun gülümsemesiyle, dudaklarını öptüm, koltuğunun altında biraz daha sarıldım kurtarıcıma…

“Nereye gidelim dersin? Benim kaldığım personel odası olmaz, seni öbür abazalarla paylaşamam”

“Bizim odaya gidelim, annemler ya havuzdadır, ya denizde…” dedim sabırsızlıkla elimi yakışıklı cankurtaranımın gergin karın kaslarında dolaştırırken…

“Daha rahat ederiz. Sana uzun uzun teşekkür etmek istiyorum” diye ilave ettim şeytanca gülerek… Tırnaklarımı mayosunun taş gibi olmuş önündeki kabarıklığın üzerinde gezdiriyordum.

Güldü o da… Elimden tutup uzaklaştırdı mayosundan, tekneye gaz verdi, hızla ileri atıldı tekne… Kısa sürede kıyıya varmıştık bile… Ben atlayıp deniz kenarında şezlongta yatan annemden odanın kartını almak, Metin de tekneyi bağlamak ve diğerlerine talimat vermek için ayrıldık birbirimizden…

İkimiz de sabırsız bir telaş içindeydik. Ben daha odaya girip saçıma bir iki tarak, dudaklarıma bir iki ruj darbesi vurmuştum ki odanın kapısı çalındı bile… Üzerimdeki ıslak bikiniyi sıyırıp banyoya fırlatıverdim. Üzerimde sadece ayak bileğimdeki altın zincirle, çırılçıplak kapıyı ardına kadar açtım heyecanla…

Metin kapıyı tıklatan eli havada kalmış, şaşkınlıkla bana, çıplaklığıma baktı bir an… Gülümseyerek o elini tutup içeriye çekip kapıyı kapattım. Parmak uçlarımda kalkıp boynuna sarıldım, dudaklarına yumuldum. Hırsla öpüştük kapının önünde… Dakikalarca… Nefes nefese ayrıldığımızda dudaklarımız hala birbirine değiyor, ılık nefesini, sıktığı ağız spreyinin kokusunu alıyordum.

“Tanrıça gibisin bebeğim… Harikasın… l****aların tanrıçası varsa o sensin…” dedi dudaklarımı dilinin ucuyla yalarken…

Kıvrandım kollarının arasında… Cevap vermedim. Üzerine geçirdiği tişörtün eteklerini tutup başından yukarıya sıyırmaya, çıkarmaya çalışırken yardımcı oldu bana…

O klasik gösterişli cankurtaran bedeni ışıl ışıl parlıyordu parmaklarımın ucunda, burnumun dibinde… Bir adım geri çekilip hayranlıkla baktım o bedene… Avuçlarımı geniş göğsünde, karın kaslarında gezdirdim. Parmaklarımın temasıyla ürperen ve kendini kasan bedeni, karnındaki baklavaları daha bir belirgin hale getirmişti. Eğildim, ayağına giydiği kısa şortu iki yanından tutup kaslı bacaklarından aşağıya sıyırdım.

Teknede batıp duran erkekliği kocaman, yay gibi yukarıya kıvrık, meydana çıktı. Diz çöküp şortu ayaklarına kadar indirirken sertlik alnıma çarpıp duruyordu. İki elimle tutup zaptetmeye çalıştım yaramazı… Harika, nefis bir şeydi parmaklarımın arasındaki erkeklik organı… Dayımınki de güzeldi ama, elimdeki genç erkek penisi daha bir başkaydı sanki…

Dudaklarım titreyerek öptüm başını… Dilimi gezdirdim şapkasının kenarlarında… Erkeğim inledi, saçlarımdan kavrayıp kendine çekti sabırsızca, ben de ağzımı kocaman açıp almaya çalıştım. Dudaklarımı o şeklinde olabildiğince açıp zorlukla başardım bunu… Koca bir yumruk gibi doldurdu ağzımı erkekliği… Ağzımın içinde emdim, dilimle yaladım.

Bir süre devam ettim bereket tanrısına tapınmaya… Dilimin her darbesinde elimle tuttuğum dizlerinin titrediğini duyuyordum. Sonunda saçımı tutup ağzımdan çıkardı sikini… Başımı iki yandan tutup yavaşça yukarıya çekti, kaldırdı, kendine bastırdı çıplak bedenimi, sımsıkı sarılıp öpmeye başladı…

Az önce yalayıp tükürüklerimle ıslattığım penis şimdi karnıma batıyordu. Mutlulukla, iyice yaslandım ona… Sertliği daha çok battı, aramızda eziliyordu. Ezilen sadece onun siki değildi. Öylesine kendine çekiyor, bastırıyordu ki, benim memelerim de onun göğsünde eziliyor, içimi yakan ateşe benzin döküyordu sanki…

Öpmeyi bırakmadan eğildi, kuş gibi kaldırıp kucağına aldı beni, yatağa götürdü. Dayımla annemin geniş yatağının üzerine bıraktı yavaşça… Dudaklarımdan yavaş yavaş aşağılara indi, memelerimle ilgilendi tek tek, uzun uzun…

Sonra karnımda, sonra kasıklarımda dolaştı. Dudakları istekle şişip aralanmış amımla ilgilenmeden bacaklarımın içlerini öptü, yaladı… Dizlerime, ayaklarıma kadar indi. Ayak parmaklarımı öptü tek tek… Dilini aralarında dolaştı. Birini alıp bacaklarının arasındaki sertliğe bastırırken diğerini alıp ayak parmaklarımı emdi, sonra aynı şeyin tersini yaptı.

“Hadi artık…” diye sabırsızlandığımı belirttim. Yanıyordum alev alev… “Dayanamıyorum… Başla…”

Gülümsedi. İki eliyle tuttuğu sağ ayağımın başparmağı ağzının içinde emip yalarken gözleri gözlerimdeydi… Ayaklarımla ilgilenmeyi bırakıp tekrar yukarıya çıktı, öpe yalaya tekrar dizlerime, bacak içlerime, amıma geldi.

Bacaklarımı aralayıp hayranlıkla tüysüz, yumruk gibi kabarmış, tümsek gibi olmuş amımı izledi bir zaman… Ben kıvranmaya başlayınca başını kasıklarıma gömdü. Dilinin ucunu klitorisimde hissettiğimde ceryan çarpmış gibi oldum.

“Ahhh… Güzell…” diye bir inilti koptu ağzımdan… Dilinin ucuyla okşadı klitorisimi, sonra dudaklarıyla… En sonunda kabarmış şeyimi vantuz gibi emmeye başladı. Şimşek gibi çakan ilk orgazmımı yaşattı bana bu hareketi… Ben kasılıp dururken bırakmadı beni… Klitorisimi emmeye devam etti.

Zevkle kıvranıyordum yatakta, dudaklarının altında… Elimi uzun saçlarına geçirmiş, başını bacak arama çekiyordum. Bacaklarımı açabildiğim kadarıyla ikiye ayırmıştım. Daha çok, daha çok yalasın istiyordum. Ağzı deli gibi çalışıyordu amımda…

Gözlerini benden ayırmadan, beni nasıl delirttiğini izlerken, dili, dudakları amımın her yerinde dolaşıyordu. Sularım akıyordu, hissediyordum. Parmaklarını da katmıştı işe… Amımdan akan suyla ıslanan kaygan parmakları am dudaklarımın arasında, sularımla ıslanmış arka deliğimde dolaşıyor, çıldırtıyordu.

Dışarıdan duyulmasına aldırış etmediğim zevk feryatlarım iyice yükselmeye başlayınca bıraktı amımı yalamayı, doğrulup bacaklarımın arasına girdi. O uzun, kalın sikini belinden tutup ıslak amıma sürttü.

Ateş gibi yanan sikinin sıcaklığını am dudaklarımın arasında, klitorisimde hissedince deli oldum. Bacaklarımı iyice aralayıp girmesini istedim. Girmedi, sikini boylu boyunca ıslak amıma sürtüp kedi fareyle oynar gibi oynadı benimle…

“Ohhh… Yeter artık… Sok şunu…” diye tısladım dudaklarımın arasından… Ellerimi kalçalarına götürüp kendime çekiyor, tırnaklarımı batırıp kendime çekmeye çalışıyordum. Kalçalarım oynayıp duruyordu altında… Haşmetli sikinin bir an önce içime girmesini istiyordum.

Artık bekaret falan umurumda değildi. Bunu düşünecek, geriye dönecek noktayı çoktan geçmiştim. Zaten sabah odadan öfkeyle çıkarken bunu amaçlayarak çıkmamış mıydım? İşte istediğime kavuşmak üzereydim, hayalim gerçek olmak üzereydi.

Metin üzerime eğildi, dudaklarımı öperken erkekliğini tutup başını am dudaklarımın arasına bastırdı. Heyecanla misafirimi bekliyordum. Belini ileri itti bacaklarımın arasında, sikini biraz daha baskıladı. O kadar ıslanmama rağmen zorlanıyordu kalın siki…

“Uff… Çok darsın bebeğim…” dedi kulağımı öperken… “Fazla sevişmemişsin anlaşılan…” Boynuna sarılıp kendime çekerken inledim,

“Evet aşkım… Fazla sevişmedim… Hadi gayret, yap şunu… Sok şunu içime… Delirtme beni…” dedim. Fazla sevişmemek mi? Aptal şey… Bir erkeğin sikini hiç içime almadım ki, o zevki hiç tatmadım ki ben…

İleri geri yapa yapa amımı alıştıra alıştıra santim santim ilerledi içimde… Başı girmişti içime… Ben dudaklarımı sıkmış, başımı boynuna gömmüş beklerken o bir anda kalçalarını atıverdi. Kalın erkeklik organı amımı yararak, zarımı parçalayarak dibime kadar girdi. Şimşek çaktı sanki gözlerimde…

“Ahhhh…” diye bir çığlık kopardım. Bacaklarımın arasında bir odun parçası vardı sanki… İçimi doldurmuş, am dudaklarımı germişti. Bir sızı vardı oramda, yakıyordu. Gözlerimden yaş geldi,

“Ne oldu bebeğim? Canın çok mu yandı? Sanki bakireymişsin gibi…” derken üzerimden doğrulmuş, bedenini ve içimdeki sikini geriye çekip birleştiğimiz noktaya bakıyordu Metin…

Tamamen çıkardığı siki kanla kaplıydı. Benim kızlık kanımla… Bembeyaz çarşafın üzerindeki kan damlaları artıyordu git gide… Gözümdeki yaşlarla sarıldım bekaretimi alan ilk erkeğime…

“Evet bebeğim, kızlığımı sen aldın. Hadi şimdi devam et işine… Merak etme, dayanırım.”

“İnanamıyorum Gül… Öyle rahat, öyle bilinçli, tecrübeli hareketlerin vardı ki… Senin kız olabileceğin aklıma bile gelmedi inan…” Güldüm,

“Ne bu şimdi şaşkın? Bakire olduğum için övüyor musun, orospu gibi kendimi sana verdiğim için hakaret mi ediyorsun? Sana, bugüne sakladım işte bekaretimi, sana vermek için… Hadi aşkım, devam et şuna… Bitir işini…”

Devam etti. Kanlı erkeklik organını tekrar soktu içime… Zorla da olsa gidip gelmeye başladı. Kasıklarımdaki sızı azaldı gitgide… Aldığım zevk arttıkça arttı… O özlediğim, merak ettiğim, heyecanla beklediğim, bacaklarımın arasında, içimde bir penisin gidip gelmesi, içlerimi, vajinamın duvarlarını okşaması hissini tattım. Verdiği zevki duydum iliklerimde…

Ve o zevk gittikçe çoğaldı, çoğaldı… Beni zirvelere taşıdı. Metin içimde deli gibi gidip gelirken benim gözlerim karardı. İlk kez vajinamda bir erkeğin organıyla orgazm olmanın tadını tattım. Erkeğimle beraber, aynı anda boşaldık. Sikini amıma gömüp bacaklarımın arasında kasılırken içimi yakan döllerini püskürttü bekaretimi alan erkek… Dakikalar sürdü sanki boşalmamız… İnleye inleye, zevkten kasıla kasıla…

En sonunda hafif yumuşayan sikini içimden çıkarıp yana devrilirken dudaklarımı öpmeyi ihmal etmedi. En büyük hayalim gerçekleşmiş, mutlulukla, orgazm sarhoşluğuyla gözlerimi açtığımda annemi gördüm.

Annem… Üzerinde bikinisiyle, elinde havlusuyla, yatağın ayak ucunda durmuş bizi izliyordu. Arkasında da dayım…

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir